Eğer sürükleyici bir aşk romanı olsaydı, hayal kırıklığı yaşardım.  Siz de sıkı bir Paulo Coelho okuyucusuysanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Aldatma üzerine veya konunun büyük kısmını içeren birçok kitap var. Çoğunda da aşk ve arada kalmışlık hissi en derin duygularla anlatılıyor.  Aslında kitabın eleştirilerine baktığınızda, çok yüzeysel ve basit gibi kelimelerle karşılaşabilirsiniz. Ancak Paulo Coelho, ne yazarsa yazsın; bilgi, gözlem ve bir felsefe üzerine inşa ediyor hikâyelerini. Böyle olunca da aslında sosyolojik bir açıdan ve daha objektif okuyabiliyorsunuz. Böylece işin içine empati de giriyor. Kitap bittiğinde unutamayacağınız bir aşk romanını değil, bir şeyler öğrendiğiniz ve üzerine çokça düşündüğünüz bir romanı kaldırmış oluyorsunuz kütüphanenize.

Yazarın tarzı her zaman karakterlerin bir şey araması üzerine kurulu. Ama bu şey dışarda değil içerde, yani soruların cevapları kendisinde, kendimizde… Üstelik ilk defa bir kadın gözünden yazmış ve çok da başarılı. Çünkü sadece bir kadını değil aynı zamanda bir anne ve eşi okuyoruz. Romanın baş kahramanı Linda, başarılı bir gazeteci, iyi bir eş ve iyi bir anne. Ayrıca çok zengin ve dünyanın en iyi kocalarından birine sahip. Üstelik kocasını da seviyor.

Okul zamanlarında kendisini peşinden koşturmuş bir genç, şimdi Linda’nın karşısına başarılı bir devlet adamı olarak çıkıyor. Ve Linda’nın kafasını bir hayli karıştırıyor. Linda gerçekten ne istiyor? Her şeye sahip olmak mutlu olmak için yeterli bir sebep mi? Ne kadar aşık olursanız olun, evlilik sonunda bunu bitiriyor mu? Önemli olan sevmek ve güven duymak mı? Gibi birçok sorunun cevabını bulabilecek, kitabın sonunda siz de içinize dönerek bu soruların cevabını çoktan vermiş olacaksınız.

Aldatmak

Paulo Coelho

Çeviren: Emrah İmre

Can Yayınları