Gabriel Garcia Marquez?i birçok kez duymuş ama şu ana kadar sadece iki kitabını okumuş biri olarak, keşke daha önce okumaya başlasaymışım diyorum. Aşk ve Öbür Cinler kitabından sonra elime Albaya Mektup Yok adlı kitabı geçti. Kitabı okumadan önce ?Ya sıkılırsam, ya konusu sarmazsa beni?? diye kaygılandım, itiraf ediyorum işte!  Sonra bu kaygımın boşa çıktığını anladım, çünkü Marquez?in durağan fakat durgunluğu içinde ilerleyebilen garip tarzı yine oradaydı. Sanki siz sayfaları çeviriyorsunuz, kelimeler eskide kalıyor, fakat kahramanların yaşadığı o durgun, sakin hayat hiç ilerlemiyormuş gibi bir hisse kapılabiliyorsunuz. Sonra, hiç beklemediğiniz anda kahramanın biri bir garip cümle kuruyor:

?Kesin şu hayvana bakmayı? dedi albay. ?Bu kadar çok bakarsanız eskir horozlar.?

Biraz sonra insanüstü bir davranış görüp bu dünyada bir insan böyle davranır mıydı acaba diye kendi kendinizi sorgular halde buluyorsunuz. Bu garip duyguların sebebi, Marquez?in ?büyülü gerçekçilik? akımı çizgisini takip edişinden midir bilemiyorum. Yine de anlattığı hikâyenin yalınlığındaki duygulara, kahramanların aklının içindekileri birkaç kelime ile anlatmasına hayran oluyorsunuz.

Ana temasının yalnızlık olduğunu düşündüğüm bu uzun öyküsünde savaş sonrası Albay olarak emekli olmuş ve yıllar boyunca kendine bağlanacak olan emekli maaşını insanüstü bir sabır ve kararlılıkla beklemiş bir adamın, eşinin, horozunun ve aslında koca bir dönemin hikâyesini anlatıyor.

Bu kitabın da ardından Marquez?in bir diğer kitabını okumak için sabırsızlanıyorum. Albaya mektup gelecek mi diye meraklanmaya başladınız, değil mi?

Albaya Mektup Yok

Gabriel Garcia Marquez

Çeviren: Handan Saraç

Can Yayınları