Sevdiğim kitapları bitirmek istemem pek. Reşat Enis’in Ağlama Duvarı da bunlardan biriydi. İnanılmaz sade tasvirlerle ayrıntılı gözlemlerini birleştirmeyi başarmış; Norveçli yazar Knut Hamsu’dan sonra açlık ve yoksulluk üzerine yazılmış en başarılı eserlerden birinin sahibi.

Arka planda kalmış adamlardan biri olarak bilinen ve hak ettiği ilgiyi görememiş Reşat Enis’i tesadüfen keşfettiğim için şanslıyım ve bu yazıyı okuyanlar siz de!

Ağlama Duvarı’nda beni çeken şey; ağdasız sade bir dille yapılan doğru durum tespitleri,  tabii ki akıcı dili ve kendi paylaşılmışlıklarımızı ana dilimizden okumak diyebilirim.

Gazap Üzümleri’ndeki acımasız yaşam kavgasının izlerini Ağlama Duvarı’nda da görüyoruz. Konuları tamamen farklı, ancak bir bakımdan da aynı. Sonuçta her devirde yaşanan kıtlık ve yaşam mücadelesi değişmeyen bir konu.

İkinci Dünya Savaşı arifesinden geçerken; ülkede yaşanan kıtlık ve açlıktan ölen kesim bir yana, paranın anlamı ve gücünün insanları sürüklediği çaresizlikler karşısında içinizin sızlamaması imkânsız. Bunu hakkıyla başaran adam Reşat Enis.

Ağlama Duvarı

Reşat Enis

Cem Yayınevi