Koparılmak nasıl bir şey? Her gün geçtiğin caddeden, sokağın başındaki evinden, yolun sonunda ki ailenden. Ülkenden… Birinin git demesiyle arkanda koca bir ülkeyi ve ülkende yaşadığın onca güzel anıyı bırakman. Anıdan ziyade çocuğuna sunamayacağın güzel ve yerinde bir geleceği bırakman orada. Ama insanız hepimiz. Gittiğimiz yere umutlarımızı da sığdırmayı biliriz elbet. Çünkü bizim olmayan bir vatan olsa dahi gittiğimiz yer, tüm kırgınlıklarımızın, kızgınlıklarımızın yanında, umudu da katlar koyarız bavula. Üstelik orası, uçsuz bucaksız ve bir o kadar da sıcak Afrika’ysa… Tıpkı Walter Redlich ve ailesinin yaptığı gibi umutla bekleriz. Gözlerimiz hep uzaklarda. Arar gibi sanki. Aradığını bulamamış gibi. Ufukta, hiç doğmayan bir güneşi bekler gibi belki. Alışkın… Bırakıp gitmeye de, hiç bir yere ait olamayıp kalmaya da. Ne zordur insanın bir yanı hatırlarken, özlerken, bir yanının unutmuş ve alışmış olması. Ama tam olarak hiç bir zaman bağlarını koparmaz insan hayatla. Çünkü bizi hiç tanımadığımız, bu kurak topraklarına süren hayat, bazen aynı zaman da Afrikalı Owuor gibi sıkı dostlar da çıkarır karşımıza. Tüm olumsuzluklara ve unutulmuşlara rağmen yeni bir umut olsun diye ve dünyanın sakladığı tüm neşesini, gülücüklerini kalbinde barındıran bir evlat verir. Tıpkı küçük Regina gibi.
Afrika’nın Hiçbir Yerinde; bir ağıt sanki, ölü bir vatanın ardından yakılan. Bu kitap, derin ve içten bir bekleyiş. Gerçek bir yaşamöyküsü. Ama aşkını kalbinde yaşatanlar için bir vazgeçilmez. 1938 yılında Yahudi asıllı küçük bir ailenin Nazi hışmından kaçarak o zamanların İngiliz sömürgesi Kenya’ ya sığınması ve yeni bir vatan edinme çabalarıdır Afrika romanı. Soru şu ki; Yeni bir vatan edinilebilir mi? Yoksa onu gittiğimiz her yerde kalbimizde mi taşırız? Tüm umutlar geri dönmek için midir yoksa yeniye alışmak için mi? Peki bir şans verilirse eğer, insan yol ayrımlarına ne karar verebilir ki? Siz olsanız kalmayı mı tercih ederdiniz, gitmeyi mi? Peki ya farkında olmadan alıştıysanız? Ya da biricik kızınız, sihirli ormanlarıyla büyüleyen sıcak Afrika’dan ve kahkahaları dağlara yükselen, biricik dostu Owuor’dan kopamıyorsa bir şans verir miydiniz onun için?
Walter Redlich ve ailesinin ne karar vereceği, 1946 yılında Nazilerin ortadan kaldırılmasından sonra Almanya’ ya dönüp dönmeyecekleri kitabın sonuna kalsın. Siz ise, bırakıp gidemeyeceğiniz tüm değerleriniz için okuyun bu kitabı  ve karar verin. Ne kadarından vazgeçebilirsiniz? Sorumlulukları olan ve kendinden başkalarını da düşünmek zorunda kalan bir insansanız, hayatınıza giren her şey daha fazla iz bırakır sizde. Onları bırakıp dönmekte, unutmakta zordur. Çünkü gittiklerinde koca bir boşluk kalır geriye. Şikâyet edersiniz. Çabuk alıştığınızdan ve çok umut ettiğinizden. Ama bu böyle olmak zorundadır. Kendiniz için değil belki ama, aileniz için bağlanmak zorundasınızdır. Bazen yeni bir toprağa, yeni bir denize ve yeni bir kokuya. Sonun da sonsuz umutlarınız sizi yeni bir hayata bağlar. Bu şekilde ayakta kalırsınız başkaları ve değer verdiğiniz her şey için. Tam da bütün yük sizin omuzlarınıza düşmüşken, Owuor gibi yeni dostlar çıkar karşınıza. Yaşarken farkına varamadığımız bir dönencedir bu. Sadece bazen dışarıdan bakmak gerekir kendimize, hayatımıza. Bir yabancı gibi davranmak ve “Onun yerinde olsam ne yapardım?” demek.
Önemli olan doğru ve kesin bir karar vermek değil. Çünkü herkesin doğrusu kendi kalbindekidir. Walter’ın da kalbinde yatanı seçtiğini düşünüyorum. Bana tüm bunları anlatan, düşündüren, bu sıcak Afrika öyküsünü seviyorum. Çünkü herkesin kalbinde iz bırakan şeyler vardır. Kiminin ki bir ülke kadar büyük, kiminin ki içten bir gülümseyiş kadar küçüktür. Geride bıraktıkları izlerse kocaman. Önemli olan ufakta olsa bize bunları hatırlatan şeylerdir. Onları yaşamımızın sonuna kadar korumamız ve değer vermemiz gerekir. Üstelik unutmamamızı sağlayan, bir kitapsa…
Gerçek bir yaşamöyküsüdür Afrika. Biraz hüzün, biraz umut ve yeni çabalar. Stefanie Zweig’ in bu romanı yazarak, benim gibi birçok okuruna, pek çok farklı şey hatırlattığını umuyorum. Sizde hatırlamak ve kendinizi bir başkasının yerine koyarak sorgulamak isterseniz kitabı okuyabilir veya 2003 yılının En İyi Yabancı Film Oscar?ını alan filmini de izleyebilirsiniz. Her ikisinin de sonun da şu cümle kalacak aklınızda: “Bazı insanlar öldükleri halde hala nefes alırlar…”

Afrika’nın Hiçbir Yerinde
Yazar: Stefanie Zweig
Çeviren: Deniz Banoğlu
Nokta Yayınları